Auschwitz; Bir An Önce Yazmam Gerekiyor

Daha yazmam gereken onca yer varken, hepsini atlayıp burasını önceliğim haline getirmem vicdani sorumluluğuma ait.

Allah bana gördüklerimi unutturmasın diyorum.

Bir canlının diğer canlıya yaptığı zulüm akıllara durgunluk verecek cinsten.

Auschwitz çok etkileyici, çok can yakıcıydı. Kendi gözlerinle görmüş olmak çok önemli. O koridorlarda yürümek, işkence odalarını teneffüs etmek… Allah unutturmasın bana.

Ve tekrarı asla olmasın… olmamalı.

Daha içeri adım atmadan bu yazıyı görmek bile insanı şoke ediyor. Alay eder gibi..
“Çalışmak  Özgür Kılar”

Çok büyük bir yer. Bütün barakaları tabii ki gezmedik, gezemedik, gezemezdik.

 

 

 

 

Alman disiplini alanın her tarafında, her kösesinde kendini gösteriyor… O kadar sistematik kurulmuş ki her şey… Saat gibi çalışmış.

 

Bu fotoğrafları çekerken flaş kullanamadım. Hiç birimiz yapamadı.
İstasyona gelen trenden inen museviler… pırıl pırıl, ellerinde valizleri.. başlarında şapkaları.. Kadın erkek çoluk çocuk.

Öyle bekleşiyorlar.

Ve ayırım başlıyor… Kadınlar bir tarafa, erkekler diğer tarafa… Acaba ne hissettiler… son dokunuş, son bakış…

Kadınlar ve çocuklar ayrılıyor… Aklıma hep Sophie’nin Seçimi filmi geldi…

1940 ile 1945 yılları arasında Nazi’lerin katlettiği musevi, çingene, Sovyet esirler, eşcinseller ve diğer etnik grupların sayısını gösteren tablo.

Nereden nereye çağrışım yaptı… Sovyet esirleri ne alaka diye soracak olanlara yanıt: Haziran 2017’de Gürcistan’ı gezerken Gori şehrinde Stalin Müzesine de uğramıştık. Orada Stalin ile ilgili bir olay anlatılmıştı; Rusya resmen savaşa dahil olmuş. Stalin’in en büyük oğlu da cephede. Bir gün bir Alman üst düzey komutandan haber geliyor. Oğlunun ellerinde olduğu, onu bir Alman komutana karşı takas edebileceklerini söylüyor. Stalin hiç düşünmeden, benim oğlum er, sizinki komutan. Ne veririm, ne de alırım…

Kim bilir, nerede hangi şartlarda oğlan ölüyor.

Yine şaka gibi. O kadar ciddi kayıt tutmuşlar ki… Her gelen yazılmış, belgelenmiş. Neden, niçin? Ama iyi ki.

Vitrin arkasındaki onca evrak arasından İzmir doğumlu bir Türk musevisinin ismine rastlamak, onu görebilmek kolay iş değil.. Eser İlhan’a o an’ı yakalayıp fotoğrafı çektiği ve paylaşmama izin verdiği için teşekkür ederim.

13 Mayıs1905 yılında İzmir’de doğmuş, Paris’te yaşayan bir işçi. İsmini Jusso olarak okuyabildik. Eşinin ismi Chondessa. 3 çocuğu var. Hepsi orada hayatlarını kaybettiler herhalde.

Bunları paylaşırken ruhlarını rahatsız etmediğimi umuyorum!!

Bu ölüm yolunda hiç fotoğraf alamadık. Penceresiz ufacık hücrelere onlarca kişiyi konserve misali tıkıp boğulmalarını sağlamışlar.

Askılarda sallandırmışlar.

Dağıtım yapılıp valizlerdeki kayda değer eşyalara el konulduktan sonra durum….

Bir duvar boydan boya tepeleme gözlük….

X işareti atılmış valizler.

İnsanlar tatile çıktıklarını sandıklarından maşrapalarını da beraberlerinde getirmişler. Binlerce….

 

Ayakkabılar.

Erkeklerin traş takımları.

Kadınların saç fırçaları.

Bir odada da kadın saçları vardı. Zaten dilimiz damağımıza yapışmış, boğazımız düğüm düğüm olmuştu, orayı ben şahsen başım önümde geçtim.
Ama o saçlardan Nazi eşlerinin abajurlarına püskül ve kendileri için peruk yaptıklarını da duymamazlıktan gelemedik.

 

Sürekli şaka gibi diye yazıyorum ama, onca işkenceye karşın “modern” sayılabilecek tuvaletler.

Uyuduklarını sandıkları yerler… Sanki ağıl (:

1941 yılına kadar şilte kullanılmış!!! Balık istifi gibi yanyana yatıp sabah toplanıp hücrenin kenarında toplanıyormuş.

Canları sıkılmış veya birine veya herhangi bir şeye sinirlenmişler, kadın erkek bir arada çırılçıplak soyup şu yukarıdaki duvarın önünde kurşuna dizmişler mesela.

Silah sesleri, çığlıklar duyulmasın diye örülmüş pencereler.

Ve gaz odaları… Hadi arınacaksınız, duş alacaksınız diye yüzlerce kişiyi soyup buraya kapatıp vermişler gazı.
İşin hangi en kötü tarafı bilmiyorum ama, cesetleri buralardan krematoryuma diğer mahkumlar taşımışlar. Belki de sırasını bekleyenler… Bu nasıl bir ruh halidir?

Burası da krematoryum. Bence kurtuldukları, sonunda huzura erdikleri yer.

Allak bullak çıktık. Hemen sonrasında subayların yaşadığı Birkenau gezildi. Hiç içimden gelmedi oraya gitmek. Abajurları mı görecektim?

Bu geziyi gerçekleştiren Dünyanın Renklerine ve şapşahane rehberimiz Osman Dülek’e özel teşekkürlerimle…..

🔥31

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir