Rio De Janerio’nun Bir Değişik Yüzü: Favelalar

Favelalar Rio’nun en az Kurtarıcı İsa Heykeli, Rio Karnavalı, plajları kadar kültürünün bir parçası.
Şehirde 950 kadar favela bulunuyor. Bunlardan 30 veya 35 tanesine polis girebilmiş ve düzeni göreceli olarak sağlamış.
20. yüzyılda şehrin yamaçlarına halka açık alanlarda kurulmuşlar ve nüfusun %20sine ev sahipliği yapmaktalar.
Favelanın kelime anlamı ,bir zamanlar bölgede var olan “fava ağacından”dan geliyor. Bildiğimiz kuru bakla yani.
Favelalar günümüzde 3 büyük kartelin kontrolü altında. Tek kartel olarak başlayıp, kendi içlerinde bölüne bölüne bu sayı 3’e çıkmış. Tecavüzün engellenmesi, içlerinde kavga çıkmasının önlenmesi,  hastalık, yaralanma gibi durumlarda ilaç temin edilmesi gibi garantiler verilmesi karşılığında bir kartele bağlanıyormuş.
Tapuları yok. Ancak 5 yıl içinde yaşayabildiği sürece, artık tapusuz malı oluyormuş yaşadığı yer. Vergi falan hak getire.
Kartellerin en büyük geçim kaynağı uyuşturucu ve silah kaçakçılığı. Ağır uyuşturucuyu Kolombiya ve Bolivya’dan, ateşli silahları ise Paraguay’dan alıp Afrika üzerinden Avrupa’ya gönderiyorlarmış. Kartel patronları bu favelalardan çıkmış adamlar; ve fakat artık buralarda yaşamıyorlar….
Rio Karnavalı çerçevesindeki dans, gösteri gruplarının bu favelalardan çıktığını da söylendi .
Bir favelalı rehber eşliğinde yola çıktık. En büyüklerinden biri olduğu söylenen Villa Canoas ve Rocinha mahalleleri gezilecek. Yol üstünde orta direk diye anılan yerleşkelerden geçip kendimizi bu yamaç evlerinde bulduk.  Benim ilk dikkatimi çeken isyanın simgesi grafitiler oldu. Fakirlik diz boyu.

 

 

 

 

 

Başımıza bir hal gelmesin diye özel itina gösterdiklerini söyleyebilirim rahatlıkla. Arabadan inerken bile düşmeyelim diye dikkat ettiler.

Rehbersiz bir adım bile atamadık. Dur dediler, durduk; tek sıra olun dediler, öyle yaptık. Sağa gitmeyin, tehlikeli olabilir dediler, gitmedik. Ama korkmadık da. Görünüşte normal, sizin bizim gibi insanlardı. ….

Bir kaç el sanatları tezgahını gezdirdiler, tablo vs aldık. İpin ucunu kaçırmadan pazarlık yapabilirsiniz diye uyardılar!!!

Sonunda kocaman bir garajın kapısı açıldı, karanlık bir yere bizi soktular. Köhne, pis bir yer. Bir köşede sanki yıllardır çalışmayan külüstür bir araba…
Ay buradan çıkalım lütfen. Ve evet, bir verandaya çıktık. Sonrası aşağıda fotoğraflarda.

 

 

 

 

Yukarıdaki fotoğraf, biraz önce yazdığım orta direk halkın oturduğu mahalle. Burada tepeden onlara bakılıyor. Şöyle ifade ettiler: Almanya’dan yola çıkıp 2 dakika sonra Gana’ya varmak işte budur.

 

 

 

Su falan yok. Her evin tepesinde mavi su bidonları var.

 

 

Ah bu elektrik kabloları. Elektriğe para vermemek için sürekli olarak ana hattan kendi dairelerine kaçak hat çekip, ellerinde ne varsa, renkli kurdelalar da dahil olmak üzere, naylon, çamaşır ipi, kazak, gömlekle bağlıyorlarmış. Herhangi bir arızada usta o karmaşa içinde hatalı kabloyu bulup onarırmış. Helal olsun ona…

Evler hep tepede kurulu. Yürüyerek aşağı inenler yukarı çıkmak istediklerinde buyrun, motosiklet taksiler emrinizde.

Buradaki berber dükkanı sayısına inanamadık. 2 dükkandan biri kadın berberi. Kadınlar kocalarını, sevgililerini başka kadınlara “kaptırmamak” için sürekli saç bakımı yaptırırlarmış.

Karanlık, dar, gün ışığı görmeyen, rutubetli sokaklar, merdiverler. Bir yangın çıktığında, bir ambulans gerektiğinde ne yaparlar, bilmiyoruz.

Ama Ekim ayında Noel süsünü de asmış.

Çamaşırını da yıkamış.

Bira ve sigarasını da içmiş. O pislikte tablasız olmaz!!!

 

Aşağı iniyoruz. Biz oradayken seçimler vardı. Bu “modern” üst geçidin üstünde, 2 tarafında 2 ayrı partiye mensup kişiler kendi bayraklarını sallayıp duruyorlardı.

Büyüklere yüzme okulu. Bu bana o kadar absürd geldi ki…

En karanlık sokakda bile güneş ışığı istemeyen çiçekler saksılarında büyümeye çalışıyordu. Burada olduğu gibi.

 

 

Bu modele meraklılar. Yine renklerimiz karşımızda. Brezilya’da, Rio şehrinde, bir favelanın ismini bilmediğim bir sokağında..

Şişe kapaklarından yapılmış bir çalışma.

Merdivenleri de çok renkli ve güzel.

3 saate yakın buralarda yürüdük, aramızda konuştuk. Onlarla konuşmak mümkün olamadı, zira hiç bir kimse, ama bütün ülkede neredeyse hiç kimse ingilizce konuşmuyor, bilmiyor. Hostes bile!!!

Çok etkilendik. Rio’nun bu yüzünü, çok farklı bir yüzünü yaşadık, hissettik.

Dönüş yolunda, ben istesem bir boş tepeye çıkıp yeni bir favela kurabilir miyim diye soruverdim. Rehber gülümsedi (ilk kez). Hayır, dedi. Anında yıkarlar. Artık izin yok.

Peki.

İyi kalın, sağlıkta kalın.

🔥33

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir