Teos Antik Şehri ve Sığacık; III.Bölüm

Bugün Alaçatı’dan ve Sedirli Ev’den ayrılıp şehre dönüyoruz.

18.30 Bandırma feribotuna bineceğiz. Sedirli Ev’in sahibesi Zeynep Erdem arkamızdan bir tas su dökerek uğurluyor bizi… Unuttuğumuz bir başka hoş geleneğimiz.

İstikamet Seferihisar üzerinden Sığacık.

Ama bu rüzgar güllerini paylaşmadan hiç bir yere gitmem….

Yol arkadaşım Işın çok iyi bir yardımcı pilot. Yolda gördüğü her tabelayı, sessiz okuduğunu sanarak yüksek sesle tekrarlayıp duruyor. Sağ kulağım sağır olmak zorunda; yoldan her an çıkabilirim:)

Sığacık’a vardığımızda, önce köye üç kilometre uzaklıkta bulunan Teos Antik Şehrini gezmeye karar veriyoruz.

Teos, sırtında dünyayı taşıyan tapınak olarak geçiyor kitaplarda.

Dionysos tapınağıysa Teos’un en önemli yapısı. Sanat topluluklarıyla Dionysos arasındaki büyüleyici esintiden inşa edilen ve Helenistik çağın barok anlayışının ilk izlerini taşıyan bu tapınağın mimarı Hermongenes.

 

 

Yurdumun yol işaret ve levhalarına güvenerek Antik Liman’a doğru yeşilliklerin, inanılmaz zeytin ağaçlarının arasından ilerliyoruz. Karşımıza çıkan çoban Yusuf Amca’dan yine bir yol tarifi istiyoruz. Yolu takip eden, karşınıza çıkıvercek diye bir Ege şivesi güldürüyor ikimizi de.
Yusuf Amcanın yaşını pek bir sormak istedim, ama benden on yaş genç olma olasılığına karşın fotoğrafta gözüken yaşını kabul etmeyi yeğledim.

Antik Liman yolu üzerinde makineme çarpanlar….

 

 

 

 

 

Antik Liman’dan bugüne fazla bir şey kalmamış. Fotoğrafa değer bir şey bulamadım.
Amfi Tiyatro’ya doğru ilerlerken bu sefer de karşımıza üç koçunu kaybetmiş bir başka çoban çıktı. Siz gördünüz mü diye sordu… Ne bileyim, herhalde koç görsek, ne olduğunu anlarız diye düşünerekten, yo, karşılaşmadık, dedik:)) Teşekkür edip yanımızdan ayrıldı.

Helenistik çağların en renki kenti olarak anılan Teos’ta amfi tiyatro…

 

Yine fotoğraflayamadığım, bir uçtan diğer uca asırlarca şehrin nöbetini tutmuş surlar; Teos Şehir Surları.

Tabiat en az bu antik kent kadar cömert….

 

 

Cıvarda Lebedos – on iki İon kentinden biri –  ve Myonnesos – suyun üstünden yürüyerek ulaşabilen bu adacıkta ilk ve orta çağdan kalmış bir çok yapı kalıntısından başka, Osmanlı dönemi kalıntılarını da görmek olası – gibi yerleşimler de varmış; biz gitmedik.

Dönüş yolunda bir kahve molası… Kumluk.

Basit yaşam, basit zevklerin fotoğrafı.

Ve Sığacık’tayız……

Bu nasıl bir yer yahu… Bu nasıl bir kaleiçi yerleşimi….

Kaleiçine girmeden önce binaların damlarındaki “salyangoz”lar dikkatimizi çekiyor.

Ve sonrasında çeşitli yerlerde karşımıza çıkan salyangozlar…

 

Bunların anlamını açıklamadan önce, Sığacık Kalesi’nin tarihçesi.

Önce salyangozun, sonra da köyün tarihçesi….

Sakin ve dingin yaşam; yani Cittaslow, yani salyangoz. İtalyanca “Citta” ve İngilizce “slow” kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor Cittaslow. Yaşamın kolaylaştırıldığı kentlerin uluslararası ağı. Kuruluşun amacı, küreselleşmenin kentlerin dokularını, kültürlerini bozmalarının önüne geçmek. İnsana değer vermek, insana yaşamı kolaylaştırmak. Hazır ve hormonlu tarım yerine, organik ve genleriyle oynanmamış tohumlarla geleneksel tarım yapmak.

Ve bu organik tarımdan Slowfood hareketi başlamış. Yani, sakin yemek veya tam anlamıyla “acele etme, sağlıksız ve çabuk beslenmenin yerine yavaş, hazmederek ve ağız tadıyla beslen” sloganını benimsiyor. Fastfood zincirleri bu şehirlere giremiyor. Poşet yok. Ya kesekağıdı, ya da bildiğimiz file. Doğayı kirletmek yasak sakin şehirlerde.

Yavaşlık, her şeyi salyangoz hızında yapmak, ya da uyuşuk olmak değil.Doğru hızda çalışmak, yaşamak, oynamak ve her şeyin en iyisini yapmakla ilgilidir, deniyor.

Ve Seferihisar Cittaslow’un Türkiye’deki başşehri.

Seferihisar’ın Tarihcesi:

Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bizanslılar uzun süre işgal eder bu toprakları. 1084 yılında Selçuklu komutanı Emir Çakabey tarafından Bizanslılardan alınarak Türk topraklarına katılır. 1394 yılındaysa Osmanlıların hakimiyetine geçer.
15 Mayıs 1919 tarihe kadar Seferihisar’da yarısı Rum, yarısı yerli ve Mora göçmeni Türk ahali birlikte yaşamışlar.
Bu tarihte İzmir’in Yunan işgaline uğramasıyla işgal yılları başlamış, ilçe 11 Eylül 1922 tarihinde Çolak İbrahim Bey komutasındaki askerler tarafından kurtarılmış. Kurtuluş sonu mübadelede ise Rum ahali Yunanstan’a göç etmiş, oradaki Türklerin bir bölümü de Seferihisar’a gelmişler.

(Yukarıda italikle yazılmış bilgiler, Seferihisar, Geleceğin Türkiye’si adlı kitaptan alınmıştır)

Bu olağanüstü güzellikteki Sığacık’ı kaleiçi fotoğraflarıyla anlatmaya çalışmak….

 

 

 

 

 

 

 

Ve zarif, naif Sığacık Camii….

 

E şimdi bu kadar yoğun dolaşıp, aman bunu da görelim, aman şunu da kaçırmayalım, aman bir yerlerden salyangoz motifi bulup alalım der iken…. 18.30 feribotunu büyük bir keyifle kaçırdık!! Yalova-Pendik vapurunu da 8 dakika farkla kaçırdıktan sonra, slowfood’a hiç uymayan bir harekata girişip McDonalds’da bir şeyler atıştırdıktan sonra, 21.30 vapuruyla şehre vardık.

Bir dahaki gezimde yeniden buluşmak üzere.. İyi kalın.

🔥20

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir