Yeşil Üzümlü Köyünde Bir Dikencik Evleri Var

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine internette araştırdığım Yeşil Üzümlü köyü görsellerden çok hoşuma gidince, çevrede kalınacak oteller aramaya başladım ve listenin başında karşıma Dikencik Evleri çıktı. Yazıştık, her şey makul gelince 3 gecelik rezervasyon yaptırdım. İyi ki.

Datça'dan varış noktam tam 260 kilometre; 2.5 saate yakın.

Fethiye'ye varınca navigasyonu devreye soktum. Sağ, sol derken tabii ki yine kayboldum. Bildiğim en eski ve etkili yöntem karşıma çıkanlardan yardım istemek. Çok nadir yanıltıyorlar insanı.

Denizden oldukça yüksekte olduğundan yeni yeni açmaya başlayan gelincik tarlalarının arasından keyifle yol alıp, sonunda otelin tabelasını gördüm. Biraz daha tırmanıp bir ormanın ortasında buldum kendimi.

İlk olarak aşağıdaki görsel selamladı. Umarım burada kalırım. Korkmam herhalde....

Araç park yerini buldum ve havlamalar başladı. 3 adet kurt köpeği, 1 tane de onların 1 bacağı büyüklüğünde beyaz başka bir cins ki o en fazla havlayandı, arabanın etrafını sardı. Ben size ölürüm yahu...

Hoş geldiniz Banu Hanım... Ayşe Genç ile tanışmamız bu cümleyle başladı. Ne bilsin kadıncağız, hemen köpekleri kafeslerine sokmaya çalıştı. Engelledim, ben korkmam, üstelik en sevdiğim hayvanlardır deyince bana kocaman sarıldılar.

Ağaç evde kalmak ister miyim...  Evet, isterim, son tercihim. Genç bir oğlan bavulumu odama götürürken biz ana binaya geçtik.

Kahvelerimizi yudumlayıp arka fondan yayılan klasik müziği dinlerken önümde uzanıp giden manzara.

Daha sonra görüşmek üzere deyip evime gittim. İçi dışı tamamen ahşap, içinde kahve makinesi, su ısıtıcısı, mini buzdolabı olan ufak bir muftak, banyo/duş, çift kişilik bir yatak, yer minderleri, perdelerin her biri ayrı desende olan sapsade, şipşirin bir oda. Etrafta görülecek o kadar çok şey var ki, oyalanmadan dışarı çıktım.

Evimin etrafında gördüklerim.

Evin altına böyle bir salıncak kurmuşlar.

 

 

Neredeyse her boş alan değerlendirilmiş. Ama ters dönmüş ve boyanmış bir tepsiyle, ama teneke ve ahşaptan yapılmış eşekle....

Ve manzaram. Önünde tepesi dağlı karlar, arkanda deniz.

Dikencik Evleri 40 dönüm araziye sahip. Bunun büyük bir bölümü orman. Bölgede dünyanın çeşitli ülkelerine ihraç edilen kuzu göbeği mantarı yetişiyor. Uzman kişileri (mikolog deniliyormuş) davet edip mantar hakkında seminerler düzenlemişler. Zehirli ve yenilebilinir mantar çeşitlerini öğrenmiş ve öğretmişler.  Yerli tüketiciye de tanıtmak amacıyla Genç çifti yerel otoritelerle temasa geçip Mayıs ayının ilk hafta sonu bir Mantar Festivali düzenlemeye başlamışlar. Ancak günümüzde böyle bir organizasyona ön ayak olduklarından biraz şikayetciler. Duyan gelmiş, arsa almış, yerel doku bozulmaya başlamış. Arsa fiyatları tavan yapmış.  Arazi alanların büyük bir çoğunluğu İngiliz. Nereden bulmuşlar, ilk nasıl gelmişler bilinmiyor. Köy, yüksek duvarlı, yüksek sütunlu, büyük yüzme havuzlu, Beyaz Saray yavrusu villalarla dolu. Yabancı uyruklu nüfusun 350 olduğu söyleniyor.

Zaman içinde arazilerinde yabani orkide yetiştiğini gözlemlemişler. Yine konuya hakim kişileri araştırıp  davet etmişler. Gözbebekleri gibi baktıkları çiçekleri tescillemişler.

Ayşe Hanım ile sohbete devam ediyoruz.

Köylü bizi çağırmadı, biz onların hayatına dahil olduk. Bu yüzden onların haklarına saygı duymaya özel itina gösteriyoruz diyor. Aslında kendilerine ait olan ve konaklama birimlerinin hemen yanından geçen toprak yolu, daha yukarılarda arsası olan insanlara kapamama nedenleri de bu saygıdan. Ara sıra bir traktör sesi duymak, koyunlar, keçiler görmek iyi geliyormuş. Köyde yerleşik İngilizlerin tam tersi bir durum. Bunlar evlerini yapıp iskan aldıktan sonra, komşu evden gelen tezek kokusundan, horoz, tavuk gürültüsünden şikayetçi oluyorlarmış. (Aynı sıkıntılar 9 ay yaşadığım Datça'da da söz konusu. Buralara gelme sebebimizi kısa bir süre sonra unutuyoruz maalesef.) Yerli halk ise, yoldan geçen yabancılara mutlaka selam veriyor, evine davet edip 1 bardak kendi imalatı şarap ikram ediyor.

Dikencik Evleri  4'er odalı 2 ayrı dubleks taş bina ve 1 tane de benim konakladığım ağaç evden oluşuyor. Genç çiftinin, ana bina dediğim mekanda bir odaları var. Orada da her an kullanılmaya hazır 2 odaları bulunuyor. Alt katta büyük bir açık mutfak ve yaşam alanı. Kütüphane, şömine, eskiden dönemlerden kalma mobilyalar, nefis halılar.

Diğer bina da 8 kişilik bir grup için biçilmiş kaftan.  Tabii ki grup olması şart değil, ama inanıyorum ki son derece keyifli olur. Orada da daha ufak bir mutfak, yine bir kütüphane, şömine, koltuk takımları. Hoş, samimi, şık, özel.

Hengamenin - artık nasıl bir hengameyse - dışında kalmak isteyenlere de ağaç/kütük evi veriyorlar. Mis gibi.

Çok şey öğrendim o 3 günde. Organik tarımın ne olduğunu, nasıl olduğunu gözlemledim. Ojeli tırnak, parmak arası terliklerle olmayacağı kesin!!! Bir yaşam tarzı, tercihi. Zor bir tercih. Egonun sıfırlanması gerekiyor. Genç çifti de 11 yıldır bu yola baş koymuş insanlar.

Hayretler içindeyim. Herşey nasıl bu kadar doğal olabiliyor ki? Ve yaratıcı. Ve basit. Yoktan var etmek...

Şişe mantarları tel kapının sevimsizliğini almış götürmüş

Ağaçları, sebzeleri kuşlardan korumak için dallar arasına gerilen iplerde CD'ler sallandırmak mesela... 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Veya, konserve kutuları pastel renklerde boyadıktan sonra üstlerine gülen surat koyup bahçenin her bir köşesine niye asmışlar acaba diye uzun uzun düşündüm. Açıkladılar. Kutuların içlerinde boyuna kesilmiş krapon kağıdı doldurup yine kuşlara karşı kullanıyorlarmış. Bunu ben niye düşünemedim!!!

Her tarhta minik tahtalar, üstlerinde orada ne ekili olduğu yazılmış.

Çitlerden biri, öne çıkan görselde görüldüğü gibi çiftin ta kendisi. Hele ki Cengiz Bey:)

Yaşayan ve ölmüş her köpeğin kulübesi sağda solda. Üstlerinde isimleriyle. Kedi evleri...

Ve o kümes. İnsanın tavuk olası geliyor ...  Büyük sepetlerden folluklar ağaç dallarına yerleştirilmiş. Tavukların oraya çıkabilmeleri için merdivenler yapılmış. Kümesin içi ağaç dolu. O kadar büyük ki, istedikleri gibi dolaşıyorlar etrafta.

Ama tabii ki çok  büyük emek, özveri gerektiriyor. Hiç boş vakit bulamıyoruz diyorlar.

Çalışan eleman.... yok.... Gönüllülük esasına göre var.  Mesela, benim çantamı taşıyan genç İzmir'den kısa bir süreliğine gelmiş, 6 aydır oradaymış.. Kalıcı olacak herhalde diyorlar.

Bir sabah Ayşe Hanım bana orkideleri gösterdi. Ben tabii evde baktıklarımız gibi sanıyorum!! Karşımda serçe parmağımın tırnağı kadar minicik şeyler görünce inanamadım.

Sonra tek başıma bahçeyi tavaf ederken de pot üstüne potlar kırdım... Boyumca uzamış orkideler gördüm. Bir heyecan içeri koşup ama çok büyükleri de vaaarrrrrr diye haykırmışım... Gülümsedi, Banu Hanımcığım, onlar bezelyelerin çiçekleri dedi... Ay... Hadi ya...

Ama haksız mıyım:))

Kaçıncı dersini almış biri olarak bitkilere daha dikkatli bakmayı öğrendim. Bir dalın üstünde o kadar çok bakla daha önce görmemiştim. Datça'da bitmek üzereyken, orada yeni yeni çıkıyorlar.

Bahçede ters laleler de vardı, o kadar küçüklerdi ki, çekmeye bile kıyamadım.

Amma, bunlar çekmesem kesin gönül koyarlardı.

Neyse ki daha önce enginar gördüğümden, o sınavı başarıyla geçtim!! Ancak genelde 2 kez sınıfta kalıp okuldan atılmış olmam gerek... Doğa ayrı, apayrı bir dünya. Dipsiz kuyu. Ondan öğrenilecek çok şey var.

Ayşe Hanım'ın mutfağına gelecek olursam... Herşey gibi onlar da olağanüstü. Tamamen doğal, bahçeden anında toplanarak hazırlanmış ot ağırlıklı yemekler.

Servis kasesiyle içindekiler tam bir renk uyumu içindeler
Pazılı makarna, kendi üretimleri
Ev yapımı şarap, fıstık, çilek, kurutulmuş meyve
Sunumun şıklığı

Yazıma son derece keyifli 3 gün geçirmeme sebep olan bu yaratıcı çiftin fotoğrafıyla başlamıştım. Yine onlara ait bir fotoğrafla son vereyim.

Yeşil Üzümlü köyünü ayrı bir bölüm olarak paylaşacağım.

Bahçe ürünü bakla ve bezelye ayıklarken... Sizleri iyi ki tanıdım.
🔥169

10 Replies to “Yeşil Üzümlü Köyünde Bir Dikencik Evleri Var

  1. Teşekkür ediyorum Banu hanım. Bezelye konusunda pot kırdığını açık yüreklilikle itiraf etmeniz çok güzel bir davranış. Farklı olan şeyleri seviyorsunuz komşu

  2. Banucuğum yüreğine sağlık.Okurken kendimi muhteşem doğanın içinde hissettim.

  3. Banucum nasıl güzel anlatmışsın gözlemlediklerini. Yazılarını okudukça görmüş gibi oluyorum. Bazı öyle kaptırıyorumki kendi fantezilerimlede süslüyorum . Umarım bir gün bizlerde görürüz oraları. Keyifli yolar olsun her gittiğin yer???

  4. O kadar güzel anlatmışsın ki üç günü sanki ben orada yaşamış gibiyim tek kelime ile muhteşem eline kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir